06/09/2010 19:07
Ana Menü
· MAKALELER
· ziyaretçi defteri
· FORUM
· FOTOĞ. VE SLAYTLAR
· Kartvizitler
· Evlerimiz
· Magara ve İnlerimiz
· Obalarımız
· İMAGE RESM.MANZR.ŞENİK
· Slayt 1 Yayla Şenlik
· Slayt 2 Kecimen Dağları
· Slayt 3 Rahmetliler
· Resmi Gazete
· Ahmet ARI(Hamdi)
· YAKUP ARI
· Öğrencim Caner Şentürk
· Hülya Çiftçi
· Veysel Şipleme
· Hasip Akçora
· Ahmet Arı
· Devlet Ana
· Ayboğazı
· Necip Fazıl Kısakürek Lisesi
· NFK LESİSİ Folklor Ekibi
· Kecimen Por Şelalesi
· Kecimen Manzara
· Kecimen Doğal Ortam
· Hasip Hoca Kuruluş.
· Atatürk:
· İslami Video
· Blogcu Foto
· Negatif Foto
· Gezi Form.
Last Seen Users
Admin 2 days
karacalar 4 days
SaitKozan 4 days
aytentemiz 5 days
bakcora 2 weeks
selahattinsari 2 weeks
salim 6 weeks
manifesto89 9 weeks
Adem karadeniz11 weeks
mechul55116 weeks
sitelerhakkinda
Komşu Linklerimiz
Çamlıca Kasabası
Yelmez Köyü
Hadimliler
Taşkent Birlik Gazetesi
Bizim Konya
Konya Siteleri
Bozgandak
Bardas Belediyesi
Kecimen Blokçu
Pirlerkondu
Avşar Kasabası
Çetmi Beldesii
Oduncu Köyü 
Balcılar Kasabası
Balcılar Belediyesi
Gezi Formları
Taşkent Belediyesi
Konya Son haber
Egitimhane Haberleri
Psikolojik Danışmanlık
Rahmetliler3
name
Ornek03.html

Sabiha Kozan (ablamız) 29.08.2010 saat 13.00 cıvarında vefaat etmiştir.Hacı Fettah Mezarlığına Defnedilecektir. Hepimizin başı sağolsun. Merhuma Allahtan Rahmet dileriz.


MAHMUT DURGUN KERBELA
Yükleyen vjerkan_23. - Video klipler, sanat; ;röportajlar, konserler
 
Arif Nihat Asya (naat)
Yükleyen aktar_eyup. - Özgün ve yaratıcı web videolarını izle.
birinci resim 2 resim
Başlığı Görüntüle
 Başlığı Yazdır
İDEALİST ÖĞRETMEN
Admin
#1 Mesajı Yazdır
Mesaj Tarihi 20/07/2007 07:37


Mesaj Sayısı: 89
Katılım Tarihi: 16.05.07

ÖĞRETMENLİK YAKLAŞIMLARI

________________________________________
Türkiye, ilköğretimden yükseköğretime yirmi milyona yaklaşan öğrenci ve bir milyona yaklaşan eğitimci kadrosuyla büyük bir potansiyele sahip olan, bununla birlikte etkin çözümler üretemediği için bir o kadar da eğitimle ilgili sorunları bulunan bir ülkedir.

Bir taraftan MEB ile YÖK arasındaki geçimsizlikten dolayı, eğitim sistemimizle ilgili sorunların top yekûn ele alınamaması diğer taraftan toplumcu ve disiplinci eğitim yaklaşımıyla fertçi ve hürriyetçi eğitim yaklaşımını sağlıklı bir şekilde sentezleyemediğimiz için okullarda gittikçe yaygınlaşan şiddet ve disiplinsizlik olayları bu sorunları her geçen gün daha da ağırlaştırmaktadır.

Öğrencileri üretken hale getirmek ve sorumluluk duygularını geliştirmek beklentisiyle yeterli altyapı çalışması ve toplumsal kültür analizi yapmadan tabir yerindeyse balıklama atladığımız "öğrenci merkezli eğitim", tedbir alınmazsa korkarım bu gidişle öğretmenin sınıfta buharlaştığı ya da meddaha dönüştüğü bir yapıya doğru evirilecektir. Bunun sonunun nereye varacağı ise açıktır.

En önemli imtiyazımız kabul ederek övündüğümüz genç nüfusumuzu eğitemediğimiz, sorumluluk sahibi gençler haline getiremediğimiz ve çağın gerektirdiği bilgi ve becerilerle donatamadığımız takdirde, bu durum avantaj olmaktan çıkacak, hatta birçok soruna kaynaklık edecektir. Gerçekçi olmak gerekirse mevcut haliyle Türkiye çocuklarını ve dolayısıyla geleceğini kaybeden bir ülke görüntüsü vermektedir. Ülkemiz gençliğinin önemli bir kısmı bir çöküntü ve bunalım içindedir. Ümitsizlik, bıkkınlık, tembellik, idealsizlik, disiplinsizlik ve kötü alışkanlıklar gençliğimiz arasında kol gezmektedir. Elbette olumlu gelişmeler de yok değil, ancak açıktır ki eğitim sistemimizle ilgili olarak önemli işler başarmış olmaktan henüz çok uzağız.

Ne yazık ki, yukarıda bahsedilen sorunlar süreç içinde öğretmenleri de etkilemekte ve öğretmenlik anlayışımızda savrulmalara ve açılımlara yol açmaktadır. Sağlıklı bir öğretmen seçme ve yetiştirme sistemine sahip olmayışımız da buna eklenince çok değişik öğretmenlik yaklaşım ve uygulamaları ortaya çıkmaktadır. Olumlu ve olumsuz örnekleriyle bu yaklaşımlardan bazılarına bir göz atmak faydalı olacaktır.

İdealist Öğretmen

Bu öğretmen, iyi tasarlanmış bir ilköğretim sisteminin ideal öğretmen tipidir. Hatta bu kademedeki eğitimin yapısı ve zorlukları düşünüldüğünde, idealist öğretmen ilköğretimin olmazsa olmaz öğretmen tipidir. İdealist öğretmeni harekete geçiren şey, eğitim aşkı, ülke sevgisi ve idealleridir. Bu öğretmen, bıkmadan usanmadan, yağmur çamur, dere tepe demeden, okul okul, köy köy, şehir şehir dolaşabilir. İlk öğretmenlik atamasında "Gitmek istediğin yer ya da gitmek istediğin okul?" sorusuna, tereddütsüz, "ülkemin bayrağının dalgalandığı her yer" ya da "bana ihtiyacı olan her okul" cevabını yazmaya hazırdır bu öğretmen. Bunun birçok kişi tarafından hamaset olarak görülebileceğini hatta bu yaklaşımın fıkralarımıza konu olduğunu biliyorum. Fakat diğer taraftan nispeten az olan bu öğretmenlerimizin sayısını arttırmanın bir yolunu bulmadıkça, eğitim konusunda ciddi bir mesafe alamayacağımıza inanıyorum.

İdealist öğretmen, öğrencilerinin yararına olacak hiçbir fedakârlıktan kaçınmaz. Yolların çamurlu olması, ulaşımın kamyon ya da traktörle sağlanıyor olması, okulda elektrik ya da suyun olmaması onu yıldırmaz. O bunların üstesinden gelmenin bir yolunu bulacaktır. Onun elinde, eski bir samanlık ya da ahır okula; sağa sola serpilmiş tahta parçaları kara tahtaya, kireç taşları tebeşire dönüşüverir.

İdealist öğretmen tartışmak, konuşmak ve şikâyetten çok yaptığı iş üzerine yoğunlaşır. Sorun ve olumsuzluklarda öncelikle kendi sorumluluğunu düşünür. Belki akademik öğretmen kadar okumaya ve yazmaya vakit ayıramayabilir, fakat ondan daha çok çalışır ve daha özverilidir. Bu öğretmenin elinde yetişen çocuklar da bu duygu, düşünce ve ideallerle donanmış olarak yetişirler. İdealist öğretmen çocuklara çok güzel alışkanlıklar kazandırabilir. Zaten kendisi de çok büyük bir ihtimalle idealist bir öğretmen tarafından yetiştirilmiştir. Bu öğretmenler, diğer çocukların yanı sıra kendi çocuklarını yetiştirmekte de çok başarılıdırlar.

Ülkemizde, bu öğretmen tipi genele nispetle azınlıkta olmakla birlikte yine de ülkemizin her köşesinde büyük bir gayret, özveri ve başarıyla çalışan çok sayıda idealist öğretmene sahibiz. Ülke olarak, önemli kazanımlarımızdan biridir bu öğretmenlerimiz. Bunlar, bu ülkenin meçhul öğretmenleri, meçhul kahramanlarıdır. Bunca sorunlara rağmen bu ülkede eğitim adına ortaya konan her başarı da en önemli pay idealist öğretmenlerimize aittir. Biri idealist, diğeri vasat bir öğretmen elinden çıkan iki ilköğretim öğrencisi arasındaki fark o kadar büyüktür ki, bu farkı ileriki yıllarda özel kurs, özel ders ya da başka bir tedbirle kapatmak neredeyse mümkün değildir. Bu yüzden ilköğretimde velilerin çocuklarını teslim etmek için öğretmen arayışına girişmelerini anlayışla karşılamak lazımdır. En azından öğretmenler arasındaki bunca nitelik farkı ortadan kaldırılıncaya kadarr30; Tabi bu arada hayata muadillerine nispetle daha dezavantajlı başlayan bunca çocuğun vebalini kimin üstleneceği ise ayrı bir tartışma konusur30;

Akademik Öğretmen

Akademik öğretmen, konusuna hâkimdir ve mesleğine düşkündür. Sağlam bir bilgi birikimine ve entelektüel alt yapıya sahiptir. Konuşmaları, tespitleri ve araştırmalarıyla çevresinde temayüz eder. Bilgiye özel bir önem verir ve asıl rolünü, bilgi vermek, öğrencilere bilgiye giden yolu göstermek ve bilginin edinilmeye değer bir şey olduğuna onları ikna etmek olarak görür. Geniş bir genel kültüre sahiptir. Akademik öğretmen okumalarında seçici ve çok yönlüdür. Yazma yeteneği gelişmiştir. Derslerinde sık sık Sokratik tartışma yöntemini kullanır ve öğrencilerine soru sorma yetisi kazandırır. Dersi felsefi bir sempozyuma dönüştürebilir. Sürekli kendini yenilemeye çalışır. Çok yönlüdür ve okul dışı etkinliklerde yer alarak kendine saygınlık kazandırır. Ülkenin eğitim ve diğer sorunlarıyla ilgili görüşlere sahiptir. Lise ve özellikle de yükseköğretim için ideal ve olması gereken öğretmen tipidir.

Akademik öğretmen elinde yetişen gençler, evrensel düşünceye, diyaloga ve demokratik değerlere açık, hoşgörülü, farklılıklara karşı saygılı, özgürlükçü, rasyonel düşünen ve gelişmeye açık gençler olarak yetişirler. Günümüz dünyasının evrildiği yön ve ülkemizin toplumsal özellikleri düşünüldüğünde bu özelliklerin ne kadar önemli olduğu daha iyi anlaşılacaktır. Fakat ne yazık ki, bu öğretmen tipi ülkemizde oldukça azdır.

Misyon Yaklaşımlı Öğretmen

Bu öğretmen, okul ve sınıf ortamını ve karşısında bulduğu yüzlerce öğrenciyi, sahip olduğu dünya görüşü ya da ideolojiyi onlara aktarma açısından bulunmaz bir fırsat olarak görür. Hatta bazıları sırf bunun için öğretmen olmuşlardır. Her fırsatta kendi düşünce ve anlayışını öğrencilere kabul ettirmeye çalışır. Hatta bazen kendi davranışlarıyla anlattıkları arasında tutarsızlık olsa bile bu tutumunu sürdürmeye devam eder. Kendini bir düşüncenin misyoneri olarak görürken, temel görevini ise, bu düşünceyi çevresine ve özellikle de okuldaki öğrencilere aktarmak olarak görür. Belirli bir fikri olgunluk düzeyine ulaşmış öğrencilerin bulunduğu üniversite öğretiminde pek sorun teşkil etmeyen bu durum, özellikle ilköğretim ve ortaöğretimde zaman zaman çeşitli sorun ve şikâyetlere yol açabilir.

Misyon yaklaşımlı öğretmen genellikle okuyan bir öğretmen tipidir. Ancak bu okuma, genel kültür ya da uzmanlık alanına yönelik olmayıp, daha çok kendi ideoloji ya da düşüncesine yönelik tek yanlı bir okumadır. Bu öğretmen tipi genellikle, resmi olarak bulunmak zorunda olduğu Milli Eğitim Camiası dışında, gönüllü olarak katıldığı ve daha çok duygusal bağlarla bağlı olduğu bir başka organizasyonun da üyesidir.

Yukarıda tartışılan yaklaşımda sorun olan, öğrencilerin tek taraflı ve belirli bir düşünce istikametinde yönlendirilmeye çalışılması ve zaman zaman da istismar edilmesidir. Yoksa öğrencilere iyilik, güzellik, erdem, doğruluk, güzel ahlak, nezaket, farklı düşüncelere saygılı olmak, ülkemizin geleceği için hep birlikte çalışmak, ülkemizin sorunları üzerine düşünmek vb konularda tavsiyelerde bulunmak, bu hususta onları teşvik etmek ve en güzeli bu hususlarda örnek olmak her eğitimci ve öğretmenin daimi görevi ve vicdani sorumluluğudur.

Ticaret Yönelimli Öğretmen

Bazen ekonomik şartların zorlaması, bazen de çok para kazanma isteği öğretmenlerimizin birçoğunu piyasanın içine çekmekte ve onları adeta esnaf öğretmen haline dönüştürmektedir. Okul dışında insanlarla olan ilişkisini esnaf - müşteri düzleminde kuran bu öğretmen, zaman içinde bu ilişki tarzını okul içine de taşır. Tabii ki, bu durum onu öğretmenliğe yabancılaştırır. Bu öğretmen, bir an önce ticari faaliyetine dönmek amacıyla okul içindeki görevlerini bir koşuşturma içinde yapar. Ticari yönelimli öğretmen zamanla, sık sık çalan cep telefonu, çevresine karşı konuşma üslubu ve tavırlarıyla bir öğretmenden çok bir iş adamını andırmaya başlar.

Ticari yönelimli öğretmenlerin birçoğu öğretmenlik formasyonunu piyasaya taşımanın avantajıyla ticari faaliyetlerinde başarılı da olurlar. Her iki işi birlikte başarıyla yürütenlere de rastlanmakla birlikte, çoğu zaman bu süreç, öğretmenlik formasyonunun tükenmesi ve esnaflığa kayışla sonuçlanır. İster çok para kazanma isteğinden, isterse hayat şartlarının zorlaması sonucu girilen bu süreçte yanlış olan şey; bu öğretmenlerimizin birçoğunun iş dünyasında başarılı olduktan sonra bile, bu şartlarda hakkıyla yerine getirmeleri pek mümkün olmayan öğretmenlik görevine devam etmekte ısrar etmeleridir. Üstelik öğretmenlikten aldıkları paraya ihtiyaçları olmamasına ve istedikleri zaman tekrar milli eğitime dönme imkânına rağmenr30;

Bu, önemli oranda bizim insanımızın devleti her durumda sığınılacak bir kapı olarak görmesinden kaynaklanır. Çocuğun babayı bırakamaması gibi bir şeydir bu. Fakat bu durum bir taraftan öğrenciye, veliye ve okula olumsuz yansırken, diğer taraftan da, bu işe gerçekten ihtiyacı olan ve bu işi daha iyi yapabilecek çok sayıda genç öğretmenin işsiz kalmasına yol açmaktadır. Bu yüzden esas olan herkesin en iyi yapabileceği bir işte karar kılması ve onu en iyi şekilde yapmaya çalışmasıdır.

Şöhret Yönelimli Öğretmen

Bu öğretmen, kısmen başarılı bir öğretmen olmasından, daha çokta sürekli tribünleri dikkate almasından dolayı kendine iyi bir isim yapmıştır. Buradaki en önemli pay, "Şeyh uçmaz, mürit uçurur" misali bu öğretmenin reklâmını yapan velilere aittir. Şöhret yaklaşımlı öğretmen sık sık elde ettiği başarılarından ve verdiği özel derslerden bahsetmeyi sever. Oysa durumunun gerçek kriterlerle test edilmesine asla yanaşmaz. Ayrıca, övüngen yapısından ve eşit ilişkilere alışkın olmadığından dolayı sosyal ilişkilerinde çok başarılı değildir. En önemli sermayesi çevrenin kendisiyle ilgili övgüleridir. Çoğu zaman bunu ekonomik avantaja dönüştürmesini de bilir.

Aslında gerçekten başarılıdır da bu öğretmenr30; Fakat bu öğretmeni harekete geçiren şey idealist ve akademik öğretmenlerde olduğu gibi görev bilinci ve sorumluluk duygusu değil, elde ettiği şöhreti sürdürme ve ona gölge düşürmeme isteğidir. Bu durum, bu öğretmenle ilgili olarak, şöhretine halel gelmeyeceğini garanti ettiği durum ve şartlarda öğrencilerin eğitiminde boşluk bırakma riskini gündeme getirir.

Hobi Yaklaşımlı Öğretmen

Bu tip öğretmeni motive eden şey; eğitim vermek ya da insan yetiştirmekten çok öğretmenlik yapmak duygusudur. Bunlar öğretmenliği adeta bir hobi olarak görürler ve severek yaparlar. Bunun karşılığında alınan para önemli değildir onlar için... Zaman zaman birçok öğretmen, ders süresini kısaltma eğilimine girerken, bu öğretmenler ders süresini olabildiğince uzatmaya çalışırlar. Öğrencilerin karşısında olmak, onlarla konuşup tartışmak, kürsüyü kullanmak, toza tebeşire bulanmak bu öğretmenleri mutlu eder. İşlerini severek yaptıklarından, çoğu durumlarda diğer tip öğretmenlerden daha başarılı olabilirler. Ayrıca, bu tip öğretmenler okul idaresine pek sorun çıkarmazlar. Bunlar okul idarecilerinin en çok çalışmak istedikleri öğretmenler grubundan birini oluştururlar.

Mesai Yaklaşımlı Öğretmen

Bu tip öğretmen, öğretmenliği geçimini sağlamak için gerekli parayı kazanacağı bir iş olarak görür. Mesainin bitmesiyle birlikte öğretmenlikte biter. Bu öğretmen için; çocuk sevgisi, hizmet aşkı, akademik ve bilimsel kaygılar, ülkenin eğitim sorunları vs. şeyler pek bir anlam ifade etmez. Bu öğretmeni okulda tutan ve derslerine devam etmesini sağlayan temel saik, görev bilinci ve sorumluluk duygusundan ziyade yönetimin denetlemesi ve sürekli gözetimidir.

Mesai yaklaşımlı öğretmenin okula gidişi, bir işçinin fabrikaya, bir memurun ofise, bir çiftçinin tarlaya gidişi gibidir. Çoğu durumlarda, kendini geliştirmek ya da öğrencilerine daha çok şey kazandırmak gibi bir kaygıdan uzaktır. Üniversite yıllarında okumak zorunda olduğu branşıyla ilgili kitaplar, kuvvetle muhtemel hayatında okuduğu son kitaplardır. Okuldaki boş zamanlarında en çok yaptığı şey, bol argolu spor ve politika tartışmalarıdır. Çoğu zaman bu tavrını sınıfa taşımaktan da geri durmaz. Farklı görüş ileri süren öğrencileri ise çoğu zaman not tehdidiyle susturmaya çalışır. Zira genel kültürü ve birikimi çok katılımlı bir tartışmayı sürdürmeye yetmez. Fikri derinlikten uzaktır. Okul dışında temel uğrak yeri ise, kahvehane ya da oyun kulüpleridir. Bu yüzden, bu öğretmenlerin çoğu bu tür yerlerde oynanan kâğıt ve taş oyunlarında uzmandırlar. Oyun salonlarına gitmenin yanı sıra işini de hakkıyla yapan öğretmenleri elbette ki bu eleştirinin dışında tutmak gerekir, ancak, yine de bu yaklaşımın çok sağlıklı bir öğretmenlik yaklaşımı olmadığı açıktır.

Olumlu ve olumsuz örnekleriyle tartışmaya çalıştığımız öğretmenlik yaklaşımlarında daha iyi bir konuma gelebilmek için, belirli puanı alan herkesin öğretmen olduğu seçme sisteminden vazgeçilerek, adayların eğilim ve istidatlarının çok yönlü olarak değerlendirildiği bir öğretmen seçme sistemine geçmek önemli bir adım olabilir. Ayrıca, öğretmenlerin sosyal ve ekonomik şartlarını iyileştirmek, sınıf yönetiminde ve öğrenciyle ilgili kararlarda daha yetkili hale getirmek ve kendilerini sürekli yenileyebilecekleri ortam ve şartlar hazırlamak alınabilecek diğer tedbirlerdir. İlköğretim okulları için idealist, orta öğretim için hem idealist hem akademik, yüksek öğretim için ise özellikle akademik öğretmen ve eğitimciler yetiştirmek, öğretmen yetiştirme sisteminin temel yaklaşımlarından biri olmalıdır.
***
Doç. İbrahim Gezer
Düzenleyen Admin Düzenleme Tarihi: 08/02/2008 08:19
 
ahmetari
#2 Mesajı Yazdır
Mesaj Tarihi 05/02/2008 07:43


Mesaj Sayısı: 32
Katılım Tarihi: 22.05.07

Öğretmenlik peygamber mesleğidir.Hammaddesi insandır.Herzaman idealist olmalı, bilim ve eğitimin yanında insan donanımının diğer yarısı olan manevi değerleri de öğrencilere verebilmelidir.Vatan sevgisi, Millet sevgisi vb.Ama en önemlisi Mesleğini ve öğrencilerini sevmesidir.Çünkü en çok seven öğretmen,en iyi öğretmendir.Gökyüzünün öğrencisi olmayan yeryüzünün öğretmeni olamaz...
GÖKYÜZÜNÜN ÖĞRENCİ OLMAYAN,YERYÜZÜNÜN ÖĞRETMENİ OLAMAZ.
http://ariahmet.spaces.live.com
 
http://ariahmet.spaces.live.com
Admin
#3 Mesajı Yazdır
Mesaj Tarihi 08/02/2008 08:18


Mesaj Sayısı: 89
Katılım Tarihi: 16.05.07

Ders Çalışmanın ve Öğrenmenin Kolay Bir Yolu Var mı?

S Saatlerce çalışma masanızdan kalkmadan sınava hazırlanıyorsunuz ya da ödevi yetiştirmeye çalışıyorsunuz. En yakın arkadaşınızsa son akşamını film seyrederek geçiriyor ve başarılı oluyor.-İnanılır gibi değil!
Siz de başarabilirsiniz.
Sorun; çalışmanın ve öğrenmenin yollarını bilmemenizden kaynaklanabilir. Ele aldığımız "Çalışmanın ve öğrenmenin yolları" , sizlerin bilinçli çalışmanızı yardımcı olacak .
Ele alınmasını istediğiniz benzer konularla ilgili olarak bize ulaşın.




VERİMLİ ÇALIŞMA VE ÖĞRENME YOLLARI
Uzman Psikolog Şule Çelik
egitim.com İçerik Sorumlusu


Olumlu ve yeterli ortama sahip olmalarına rağmen, bazı öğrencilerin başarısız olmalarının nedeni; verimli çalışma ve öğrenme yollarını bilmemeleridir. Verimli çalışma ve öğrenme yollarını bilmek her öğrenci için ihtiyaçtır.

1. Öğrenme Nedir
2. Öğrenme İlkeleri
3. Planlı Çalışınız
4. Çalışma Zamanını İyi Ayarlayınız
5. Çalışma Yerinizi Belirleyiniz
6. Dikkatin Çalışma Konusu Üzerinde Yoğunlaşması
7. Anlama Gücünün Geliştirilmesi
Öğrenmenin sınırı yoktur, yaşam boyu devam eder.
Öğrenme davranışların değişmesidir. Bilmediğimiz bir bilgiyi bilir hale gelmemiz, yapamadığımız bir etkinliği uygular duruma gelmemiz bir öğrenmedir. En yalın tanımla öğrenme, bilebilme, yapabilmedir. Öğrenmenin sınırı yoktur, yaşam boyu devam eder. İnsanoğlu her şeyi bilmek doğaya hâkim olmak ister. Bugünkü uygarlığı da insanın öğrenme merakı yaratmıştır.
İnsanın bilinçli bir varlık olarak neyi, niçin ve nasıl yapacağını bilmek hem hakkı hem de insan olma sorumluluğunun gereğidir. Öğrenme işinin zaman, amaç, merak ve irade ile yakın ilgisi vardır. İrade ve zamanın nasıl kullanılacağını bilmek, öğrenme yollarını bilmektir. Orta öğretim programlarına alınan ders konuları planlı çalışma alışkanlığını edinen öğrencilerin başarabilecekleri düzeydedir.
Öğrenme İlkeleri
1. Öğrenme bir amaca yönelik olmalıdır. Amaçsız öğrenme olamaz. Amaçlı çalışma aynı zamanda öğrenmeye karşı bireyde istek uyandırır.
2. Öğrenme tecrübeye dayanmalıdır. Tecrübe ile öğrenilen bilgiler öğrencinin benliğini sarar ve aynı zamanda manevi bir haz duygusu oluşturur. Öğrencinin kendine güvenini arttırır.
3. Öğrenme isteğe bağlı olmalıdır. Bu istek de öğrenilecek konunun ana hatlarının önceden kavranmış olması ile yakından ilgilidir.
Planlı Çalışınız
Başarılı olmak için planlı çalışmak gerekmektedir. Planlı çalışmak bir işi parçalara bölüştürmek sonunda da zamanlara paylaştırılan işi gerçekleştirmektir. Plan sizi belli zamanlarda belli işleri bitirmeye zorlayacaktır ve bu plan doğrultusunda çalışan öğrencinin başarısı mutlaka artacaktır.
Planlı çalışabilmek için, günlük zaman cetveli hazırlamak ilk adımdır. Günlük plan sadece çalıştığınız konularda değil günlük diğer çalışmalarınızın, dinlenme, eğlenme konularınızın neler olacağını, bunlara ne kadar zaman ayıracağınızı da göstermelidir. Belirlediğiniz bu zaman çizelgesini kullanmak kolay iş değildir, özellikle başlangıçta bu konuda kendinizi zorlamanız gerekmektedir. Kısa süreli bu sıkıntılarınızın, ileride sizi bekleyen mutlu, başarılı ve doyurucu yıllar için yatırım olduğunu düşünmek sizi çalışmaya yönlendirebilecektir. Alışkanlık oluşmaya başladığında ise belli zamanlarda belli işleri yapmadığınızda duyacağınız sıkıntı, düzenli çalışma alışkanlığının pekişmesine neden olacaktır. En önemli nokta hazırladığınız planınızı, zorunlu olmadıkça günü gününe, saati saatine hiç değişiklik yapmadan, herhangi birini atlamadan gerçekleştirebilmektir.
Çalışma Zamanını İyi Ayarlayınız
Çalışmanızı en kolay öğrendiğiniz, dikkatinizi en kolay toplayabildiğiniz saatlerde gerçekleştirmeniz gerekmektedir.
Yaygın görüşe göre yarım saatten az bir çalışma verimsizdir. Yarım saatten kısa süreler, bir kitabı karıştırmak, liste yapmak gibi işler için kullanılabilir. Verimli çalışma için en yararlı zaman dilimleri birer saatlik sürelerdir. Ancak bir yazı yazma, ödev hazırlama gibi çalışmalar için iki üç saat ayrılabilir. Çalışmanızı en kolay öğrendiğiniz, dikkatinizi en kolay toplayabildiğiniz saatlerde gerçekleştirmeniz gerekmektedir. En verimli saatler, bir çok insan için sabah saatleridir.
Zamanınızı planlarken; başkasını örnek almak yerine, kendi yetenek, ön bilgi, beceri, tutum ve ihtiyaçlarınızdan yola çıkmanız daha yararlı olacaktır.
Bir öğrenci için okul saati dışında iki saatlik dinlenme süresi uygun görülmektedir. Bu saatleri sosyal faaliyetler, sohbet, dinlendirici okuma, resim, müzik, spor ve koleksiyon çalışmalarının biri ya da birkaçı ile doldurabilirsiniz. 40-60 dakikalık etkili bir çalışmadan sonra 5-15 dakika kadar dinlenmek gerekmektedir. Kısa dinlenmelerde dikkatin dağılmaması için çalışma yerinden fazla uzaklaşmamak gerekmektedir.
Çalışma Yerinizi Belirleyiniz
Masası, sandalyesi, ısısı, ışığı ve gürültüden uzak bir odanızın bulunması başarı kazanmada önemli ölçüde rol oynar. Eğer evde özel bir çalışma odası yoksa, günlük odadan bir köşeyi çalışma yeri olarak ayırmak gerekmektedir. Ders kitapları, yardımcı kitap ve diğer araç gereçleri rahatlıkla alınabilecek bir yerde bulundurmak kolaylık sağlayacaktır.
Ders çalışırken mutlaka masa başında oturulmalıdır. Yatarak ya da ciddiyetten uzak bir ortamda ders çalışmak başarısızlığa neden olur. Eğer evde bir çalışma ortamı yok ise okul kitaplığının belli bir köşesi çalışma yeri olarak kullanılabilir.
Dikkatin Çalışma Konusu Üzerinde Yoğunlaşması
Çalışmaların verimli olabilmesi için dikkatin çalışma konuları üzerinde yoğunlaştırılması önemlidir. Bunun için:
a- Dikkatin dış uyarıcılardan mümkün olduğu kadar uzak tutulması ve bu amaçla çalışma yerinin ve ortamının iyi seçilmesi,
b- Not alınması,
c-Güçlü amaçlar seçilmesi,
d-Ele alman konunun günlük yaşamla bağlantısının kurulması gerekmektedir.
Anlama Gücünün Geliştirilmesi
Öğrenmek, anlamak demektir. Anlama gücünün geliştirilmesi için konunun dikkatle okunması, öğrenilenlerin eski bilgiler ile benzerlik ve bağıntısının kurulması, örneklere dikkat edilmesi, okunulan konunun ana fikrinin ortaya çıkarılması hususları üzerinde durulması gerekir. Not : Aşağıdaki başlıklar ayrıca sayfanın yanında kutu içinde yer alsın Bütün, Parça-Bütün Yöntemi A. İnceleme, B. Sorular oluşturma, C. Okuma, D. Hatırlama ve özetleme, E. Tekrarlama. Bütün, Parça-Bütün Yöntemi A. İnceleme, B. Sorular oluşturma, C. Okuma, D. Hatırlama ve özetleme, E. Tekrarlama.
A. İnceleme:
Bir kitabın veya yazının incelenmesi o kitap hakkında genel bir bilgi sahibi olmak demektir. Bu da kitabın adının, yazarının, basıldığı yılın, kapağındaki tanıtıcı yazıların önsözü ile içindekilerin ve ana başlıkların genel olarak gözden geçirilmesi ile mümkün olur. Eğer kitabın devamından yararlanılmak isteniyor ise o zaman daha ayrıntılı bir inceleme yapılmalıdır.
B. Sorular oluşturma:
Her kitabı veya yazıyı bir takım sorulara cevap bulmak için okumak gerekir. Bu nedenle okumaya geçmeden önce, yapılan incelemeden de yararlanılarak söz konusu kaynaktan cevaplan bulunabilecek sorular belirlenmelidir. Bu sorular okuyucuyu daha dikkatli okumaya yöneltecektir.
C. Okuma:
Bir ders kitabını ya da düşündürücü bir eseri okurken beyin güçlerini konuya yöneltmek gerekir. Okuduğunu anlamadaki başarı iyi ve hızlı okuyabilmeye bağlıdır. Okuma sırasında niçin, nasıl, nerede, ne zaman, kim gibi sorular okuyanın kafasında merak uyandırmalıdır. Özelden genele doğru gitmede kitabın her bölümünün ve sonuçta tümünün ana düşüncesini bulmak gerekir. Ele alınan konunun veya yazının en az iki defa okunması anlamanın ön şartıdır.
İlk okumada kitap ya da yazıdaki ana ve yan düşünceleri tespit etmek gerekir. Bu sırada not çıkarma ve satırların altını çizme gibi işlemler yapılmamalıdır. İkinci okumada ise; ana ve yan düşünceler kesin olarak belirlenmeli ve satır altlan çizilmelidir.
a. İyi okumak: Bütün parça-bütün yöntemindeki çalışmaları yerine getirmek iyi okumak demektir.
b. Hızlı okumak: İyi ve etkili okuma deyince, okuduğunu anlamak ve hızlı okumak akla gelir. Ancak hızlı okumayı engelleyen faktörler vardır.
1. Kavrama uzaklığının ve kesintilerinin kısa oluşu; bazı kişiler bir yazıyı okurken bir veya daha çok kelimeyi kavrayabilirken bazıları tüm satırı kavrayabilmektedir. Buna kavrama uzaklığı denir.
2. Sık sık geriye dönüş; kavrama uzaklığı ne kadar uzak olursa geriye dönüşler o oranda çoğalır ve zaman kaybına neden olur.
3. Sessiz okuma alışkanlığının kazanılmış olmasıdır.
Okuma hızının geliştirilmesi için; gözlerin kusursuz olması ya da göz kusurlarının giderilmiş olması, sözcük dağarcığını zenginleştirmek, çok okumak, sözlük ve ansiklopedi gibi kaynak kitaplardan yararlanmayı alışkanlık haline getirmek, yeni, yabancı ve teknik sözcükleri not etmek ve bunları günlük konuşmalarda ve yazılarda kullanmaya çalışmak gereklidir.
Okumayı geliştirmede ön şart iyi ve sürekli okuma alışkanlığı edinmek, günde en az 15-20 dakikalık bir zamanı okumaya ayırmaktır. Okumayı daha iyiye götürmek için okuldaki Türkçe ve Edebiyat öğretmenleri ile işbirliği yapılabilir.
D. Hatırlama-Özetleme:
Okuduklarını yeniden gözden geçirmeyen hatırlamaya çalışmayanlar, öğrendiklerinin yarısını kitabı bıraktıktan bir süre sonra unutmaktadırlar. Bu nedenle öğrendiklerimizi unutmamak için düzenli bir çaba göstermek zorundayız.
Gözden geçirme ve hatırlama çalışmalarınızı parça parça yürütmelisiniz. Her başlık altındaki parçayı dikkatle okuduktan sonra durunuz, okuduklarınızı hatırlamaya çalışınız. Eğer zamanınız sınırlı ise konunun ana çizgilerini belirlemekle yetinebilirsiniz.
Okuduğunuz yere bakmadan o parçayı başarı ile özetleyebilirseniz o parçayı anlamışsınız demektir.
Özetleme: Bu konuda dikkat edilmesi gereken en önemli nokta okunulan yazının özünü yakalamak ve bunu okunan yazıya bakmadan kendi sözcükleriniz ile oluşturacağınız cümleler ile okunaklı ve kısaca yazabilmektir.
En kolay özetleme paragraf paragraf yapılan özetlemedir. İkincisi paragraf kümelerinin özetlenmesidir. Üçüncüsü bölümlerin özetlenmesidir. En son aşama ise yazının tümünün özetlenmesidir.
Özet çıkarırken yazıdaki planı bozmamaya, yazının amacını yitirmemeye, ana düşüncesini ve onu destekleyen yardımcı düşünceleri belirtmeye ve yazıdaki anlamı korumaya çalışılmalıdır.
E. Tekrarlama:
Bu aşamada, okuyup öğrendiklerinizin doğru olup olmadığını denetlemiş ve doğru olanları pekiştirmiş olacaksınız. Doğrulama amacı ile yapacağınız ilk iş, okuduğunuz kitap ya da yazının genel yapısını incelemektir. İkinci işiniz kitap ya da yazı ile ilgili olarak oluşturduğunuz soruların tümünü cevaplayıp, cevaplayamadığınızı yoklamaktır. Cevaplanması gereken yeni sorular ortaya çıkmışsa, onları da cevaplamış olmalısınız. Üçüncü işiniz ise kitap ya da yazıyı yeniden okumak ve notlarımızdaki eksiklikleri tamamlamaktır.
Not alma:
a. Öğretmenin anlattıklarından özellikle ders kitabında bulunmayan açıklamanın,
b. Bir konferansçının anlamlı bulunan düşüncelerinin,
c. Okunan kitap ya da yazıda ilginç bulunan düşüncelerin,
d. Bir gezide ilginizi çeken özelliklerin,
e. Herhangi bir anda akla gelen ilginç görüşlerin kısa sözlerle yazılması, not alma olarak tanımlanabilir.
Yararları:
noktada
a. Konuyu kısaltarak not tuttuğunuz için ifade yeteneğiniz gelişir.
b. Öğrenilenler zamanla unutulsa bile bu konu ile ilgili notları okumakla konuyu hemen hatırlarsınız.
c. Not tutma anında dikkat devamlı olarak bir toplandığından bilgi ve fikirler kolayca zihninize yerleşir.
d. Tertip ve düzenleme yeteneklerinizi arttırır. e. Sizi sürekli olarak etkin, uyanık ve gelişmeye açık tutar.
Not almada dikkat edilecek noktalar:
1.Not almaya başlarken tarih koyunuz.
2.Not tutarken belli bir plana göre hareket edilmelidir. Plan ve taslak, notların düzenli olarak yazılmasına yardım eder.
3.Bir konuyu bölüm ve kısımlara ayırarak not alınız.
4.Notlar kısa ve özlü fikirleri kapsamalıdır.
5.Notlar kendi ifadelerinizle yazılmalıdır.
6.Notları yazarken düzenli ve okunaklı bir ifade kullanılmalıdır.
KAYNAKLAR
Baltaş, Acar. Üstün Başarı. Remzi Kitabevi. İstanbul, 1993.
Aydoğmuş, K. / Baltaş, A. / Baltaş, Z. / Davaslıgil, Ü. / Güngörmüş, O.
Konuk, E. / Korkmazlar, Ü. / Köknel, Ö. / Navaro, L. / Oktay, A./Razon, N.
Yavuzer, H. Ana-Baba Okulu. Remzi Kitabevi. İstanbul, 1993.
Okan, Kenan. Liseler ve Ortaokullar İçin Ev Ödevi Hazırlama Teknikleri. Seçkin Ofset. Ankara, 1989.
 
Admin
#4 Mesajı Yazdır
Mesaj Tarihi 30/08/2008 11:27


Mesaj Sayısı: 89
Katılım Tarihi: 16.05.07

Admin yazdı:
ÖĞRETMENLİK YAKLAŞIMLARI

________________________________________
Türkiye, ilköğretimden yükseköğretime yirmi milyona yaklaşan öğrenci ve bir milyona yaklaşan eğitimci kadrosuyla büyük bir potansiyele sahip olan, bununla birlikte etkin çözümler üretemediği için bir o kadar da eğitimle ilgili sorunları bulunan bir ülkedir.

Bir taraftan MEB ile YÖK arasındaki geçimsizlikten dolayı, eğitim sistemimizle ilgili sorunların top yekûn ele alınamaması diğer taraftan toplumcu ve disiplinci eğitim yaklaşımıyla fertçi ve hürriyetçi eğitim yaklaşımını sağlıklı bir şekilde sentezleyemediğimiz için okullarda gittikçe yaygınlaşan şiddet ve disiplinsizlik olayları bu sorunları her geçen gün daha da ağırlaştırmaktadır.

Öğrencileri üretken hale getirmek ve sorumluluk duygularını geliştirmek beklentisiyle yeterli altyapı çalışması ve toplumsal kültür analizi yapmadan tabir yerindeyse balıklama atladığımız "öğrenci merkezli eğitim", tedbir alınmazsa korkarım bu gidişle öğretmenin sınıfta buharlaştığı ya da meddaha dönüştüğü bir yapıya doğru evirilecektir. Bunun sonunun nereye varacağı ise açıktır.

En önemli imtiyazımız kabul ederek övündüğümüz genç nüfusumuzu eğitemediğimiz, sorumluluk sahibi gençler haline getiremediğimiz ve çağın gerektirdiği bilgi ve becerilerle donatamadığımız takdirde, bu durum avantaj olmaktan çıkacak, hatta birçok soruna kaynaklık edecektir. Gerçekçi olmak gerekirse mevcut haliyle Türkiye çocuklarını ve dolayısıyla geleceğini kaybeden bir ülke görüntüsü vermektedir. Ülkemiz gençliğinin önemli bir kısmı bir çöküntü ve bunalım içindedir. Ümitsizlik, bıkkınlık, tembellik, idealsizlik, disiplinsizlik ve kötü alışkanlıklar gençliğimiz arasında kol gezmektedir. Elbette olumlu gelişmeler de yok değil, ancak açıktır ki eğitim sistemimizle ilgili olarak önemli işler başarmış olmaktan henüz çok uzağız.

Ne yazık ki, yukarıda bahsedilen sorunlar süreç içinde öğretmenleri de etkilemekte ve öğretmenlik anlayışımızda savrulmalara ve açılımlara yol açmaktadır. Sağlıklı bir öğretmen seçme ve yetiştirme sistemine sahip olmayışımız da buna eklenince çok değişik öğretmenlik yaklaşım ve uygulamaları ortaya çıkmaktadır. Olumlu ve olumsuz örnekleriyle bu yaklaşımlardan bazılarına bir göz atmak faydalı olacaktır.

İdealist Öğretmen

Bu öğretmen, iyi tasarlanmış bir ilköğretim sisteminin ideal öğretmen tipidir. Hatta bu kademedeki eğitimin yapısı ve zorlukları düşünüldüğünde, idealist öğretmen ilköğretimin olmazsa olmaz öğretmen tipidir. İdealist öğretmeni harekete geçiren şey, eğitim aşkı, ülke sevgisi ve idealleridir. Bu öğretmen, bıkmadan usanmadan, yağmur çamur, dere tepe demeden, okul okul, köy köy, şehir şehir dolaşabilir. İlk öğretmenlik atamasında "Gitmek istediğin yer ya da gitmek istediğin okul?" sorusuna, tereddütsüz, "ülkemin bayrağının dalgalandığı her yer" ya da "bana ihtiyacı olan her okul" cevabını yazmaya hazırdır bu öğretmen. Bunun birçok kişi tarafından hamaset olarak görülebileceğini hatta bu yaklaşımın fıkralarımıza konu olduğunu biliyorum. Fakat diğer taraftan nispeten az olan bu öğretmenlerimizin sayısını arttırmanın bir yolunu bulmadıkça, eğitim konusunda ciddi bir mesafe alamayacağımıza inanıyorum.

İdealist öğretmen, öğrencilerinin yararına olacak hiçbir fedakârlıktan kaçınmaz. Yolların çamurlu olması, ulaşımın kamyon ya da traktörle sağlanıyor olması, okulda elektrik ya da suyun olmaması onu yıldırmaz. O bunların üstesinden gelmenin bir yolunu bulacaktır. Onun elinde, eski bir samanlık ya da ahır okula; sağa sola serpilmiş tahta parçaları kara tahtaya, kireç taşları tebeşire dönüşüverir.

İdealist öğretmen tartışmak, konuşmak ve şikâyetten çok yaptığı iş üzerine yoğunlaşır. Sorun ve olumsuzluklarda öncelikle kendi sorumluluğunu düşünür. Belki akademik öğretmen kadar okumaya ve yazmaya vakit ayıramayabilir, fakat ondan daha çok çalışır ve daha özverilidir. Bu öğretmenin elinde yetişen çocuklar da bu duygu, düşünce ve ideallerle donanmış olarak yetişirler. İdealist öğretmen çocuklara çok güzel alışkanlıklar kazandırabilir. Zaten kendisi de çok büyük bir ihtimalle idealist bir öğretmen tarafından yetiştirilmiştir. Bu öğretmenler, diğer çocukların yanı sıra kendi çocuklarını yetiştirmekte de çok başarılıdırlar.

Ülkemizde, bu öğretmen tipi genele nispetle azınlıkta olmakla birlikte yine de ülkemizin her köşesinde büyük bir gayret, özveri ve başarıyla çalışan çok sayıda idealist öğretmene sahibiz. Ülke olarak, önemli kazanımlarımızdan biridir bu öğretmenlerimiz. Bunlar, bu ülkenin meçhul öğretmenleri, meçhul kahramanlarıdır. Bunca sorunlara rağmen bu ülkede eğitim adına ortaya konan her başarı da en önemli pay idealist öğretmenlerimize aittir. Biri idealist, diğeri vasat bir öğretmen elinden çıkan iki ilköğretim öğrencisi arasındaki fark o kadar büyüktür ki, bu farkı ileriki yıllarda özel kurs, özel ders ya da başka bir tedbirle kapatmak neredeyse mümkün değildir. Bu yüzden ilköğretimde velilerin çocuklarını teslim etmek için öğretmen arayışına girişmelerini anlayışla karşılamak lazımdır. En azından öğretmenler arasındaki bunca nitelik farkı ortadan kaldırılıncaya kadarr30; Tabi bu arada hayata muadillerine nispetle daha dezavantajlı başlayan bunca çocuğun vebalini kimin üstleneceği ise ayrı bir tartışma konusur30;

Akademik Öğretmen

Akademik öğretmen, konusuna hâkimdir ve mesleğine düşkündür. Sağlam bir bilgi birikimine ve entelektüel alt yapıya sahiptir. Konuşmaları, tespitleri ve araştırmalarıyla çevresinde temayüz eder. Bilgiye özel bir önem verir ve asıl rolünü, bilgi vermek, öğrencilere bilgiye giden yolu göstermek ve bilginin edinilmeye değer bir şey olduğuna onları ikna etmek olarak görür. Geniş bir genel kültüre sahiptir. Akademik öğretmen okumalarında seçici ve çok yönlüdür. Yazma yeteneği gelişmiştir. Derslerinde sık sık Sokratik tartışma yöntemini kullanır ve öğrencilerine soru sorma yetisi kazandırır. Dersi felsefi bir sempozyuma dönüştürebilir. Sürekli kendini yenilemeye çalışır. Çok yönlüdür ve okul dışı etkinliklerde yer alarak kendine saygınlık kazandırır. Ülkenin eğitim ve diğer sorunlarıyla ilgili görüşlere sahiptir. Lise ve özellikle de yükseköğretim için ideal ve olması gereken öğretmen tipidir.

Akademik öğretmen elinde yetişen gençler, evrensel düşünceye, diyaloga ve demokratik değerlere açık, hoşgörülü, farklılıklara karşı saygılı, özgürlükçü, rasyonel düşünen ve gelişmeye açık gençler olarak yetişirler. Günümüz dünyasının evrildiği yön ve ülkemizin toplumsal özellikleri düşünüldüğünde bu özelliklerin ne kadar önemli olduğu daha iyi anlaşılacaktır. Fakat ne yazık ki, bu öğretmen tipi ülkemizde oldukça azdır.

Misyon Yaklaşımlı Öğretmen

Bu öğretmen, okul ve sınıf ortamını ve karşısında bulduğu yüzlerce öğrenciyi, sahip olduğu dünya görüşü ya da ideolojiyi onlara aktarma açısından bulunmaz bir fırsat olarak görür. Hatta bazıları sırf bunun için öğretmen olmuşlardır. Her fırsatta kendi düşünce ve anlayışını öğrencilere kabul ettirmeye çalışır. Hatta bazen kendi davranışlarıyla anlattıkları arasında tutarsızlık olsa bile bu tutumunu sürdürmeye devam eder. Kendini bir düşüncenin misyoneri olarak görürken, temel görevini ise, bu düşünceyi çevresine ve özellikle de okuldaki öğrencilere aktarmak olarak görür. Belirli bir fikri olgunluk düzeyine ulaşmış öğrencilerin bulunduğu üniversite öğretiminde pek sorun teşkil etmeyen bu durum, özellikle ilköğretim ve ortaöğretimde zaman zaman çeşitli sorun ve şikâyetlere yol açabilir.

Misyon yaklaşımlı öğretmen genellikle okuyan bir öğretmen tipidir. Ancak bu okuma, genel kültür ya da uzmanlık alanına yönelik olmayıp, daha çok kendi ideoloji ya da düşüncesine yönelik tek yanlı bir okumadır. Bu öğretmen tipi genellikle, resmi olarak bulunmak zorunda olduğu Milli Eğitim Camiası dışında, gönüllü olarak katıldığı ve daha çok duygusal bağlarla bağlı olduğu bir başka organizasyonun da üyesidir.

Yukarıda tartışılan yaklaşımda sorun olan, öğrencilerin tek taraflı ve belirli bir düşünce istikametinde yönlendirilmeye çalışılması ve zaman zaman da istismar edilmesidir. Yoksa öğrencilere iyilik, güzellik, erdem, doğruluk, güzel ahlak, nezaket, farklı düşüncelere saygılı olmak, ülkemizin geleceği için hep birlikte çalışmak, ülkemizin sorunları üzerine düşünmek vb konularda tavsiyelerde bulunmak, bu hususta onları teşvik etmek ve en güzeli bu hususlarda örnek olmak her eğitimci ve öğretmenin daimi görevi ve vicdani sorumluluğudur.

Ticaret Yönelimli Öğretmen

Bazen ekonomik şartların zorlaması, bazen de çok para kazanma isteği öğretmenlerimizin birçoğunu piyasanın içine çekmekte ve onları adeta esnaf öğretmen haline dönüştürmektedir. Okul dışında insanlarla olan ilişkisini esnaf - müşteri düzleminde kuran bu öğretmen, zaman içinde bu ilişki tarzını okul içine de taşır. Tabii ki, bu durum onu öğretmenliğe yabancılaştırır. Bu öğretmen, bir an önce ticari faaliyetine dönmek amacıyla okul içindeki görevlerini bir koşuşturma içinde yapar. Ticari yönelimli öğretmen zamanla, sık sık çalan cep telefonu, çevresine karşı konuşma üslubu ve tavırlarıyla bir öğretmenden çok bir iş adamını andırmaya başlar.

Ticari yönelimli öğretmenlerin birçoğu öğretmenlik formasyonunu piyasaya taşımanın avantajıyla ticari faaliyetlerinde başarılı da olurlar. Her iki işi birlikte başarıyla yürütenlere de rastlanmakla birlikte, çoğu zaman bu süreç, öğretmenlik formasyonunun tükenmesi ve esnaflığa kayışla sonuçlanır. İster çok para kazanma isteğinden, isterse hayat şartlarının zorlaması sonucu girilen bu süreçte yanlış olan şey; bu öğretmenlerimizin birçoğunun iş dünyasında başarılı olduktan sonra bile, bu şartlarda hakkıyla yerine getirmeleri pek mümkün olmayan öğretmenlik görevine devam etmekte ısrar etmeleridir. Üstelik öğretmenlikten aldıkları paraya ihtiyaçları olmamasına ve istedikleri zaman tekrar milli eğitime dönme imkânına rağmenr30;

Bu, önemli oranda bizim insanımızın devleti her durumda sığınılacak bir kapı olarak görmesinden kaynaklanır. Çocuğun babayı bırakamaması gibi bir şeydir bu. Fakat bu durum bir taraftan öğrenciye, veliye ve okula olumsuz yansırken, diğer taraftan da, bu işe gerçekten ihtiyacı olan ve bu işi daha iyi yapabilecek çok sayıda genç öğretmenin işsiz kalmasına yol açmaktadır. Bu yüzden esas olan herkesin en iyi yapabileceği bir işte karar kılması ve onu en iyi şekilde yapmaya çalışmasıdır.

Şöhret Yönelimli Öğretmen

Bu öğretmen, kısmen başarılı bir öğretmen olmasından, daha çokta sürekli tribünleri dikkate almasından dolayı kendine iyi bir isim yapmıştır. Buradaki en önemli pay, "Şeyh uçmaz, mürit uçurur" misali bu öğretmenin reklâmını yapan velilere aittir. Şöhret yaklaşımlı öğretmen sık sık elde ettiği başarılarından ve verdiği özel derslerden bahsetmeyi sever. Oysa durumunun gerçek kriterlerle test edilmesine asla yanaşmaz. Ayrıca, övüngen yapısından ve eşit ilişkilere alışkın olmadığından dolayı sosyal ilişkilerinde çok başarılı değildir. En önemli sermayesi çevrenin kendisiyle ilgili övgüleridir. Çoğu zaman bunu ekonomik avantaja dönüştürmesini de bilir.

Aslında gerçekten başarılıdır da bu öğretmenr30; Fakat bu öğretmeni harekete geçiren şey idealist ve akademik öğretmenlerde olduğu gibi görev bilinci ve sorumluluk duygusu değil, elde ettiği şöhreti sürdürme ve ona gölge düşürmeme isteğidir. Bu durum, bu öğretmenle ilgili olarak, şöhretine halel gelmeyeceğini garanti ettiği durum ve şartlarda öğrencilerin eğitiminde boşluk bırakma riskini gündeme getirir.

Hobi Yaklaşımlı Öğretmen

Bu tip öğretmeni motive eden şey; eğitim vermek ya da insan yetiştirmekten çok öğretmenlik yapmak duygusudur. Bunlar öğretmenliği adeta bir hobi olarak görürler ve severek yaparlar. Bunun karşılığında alınan para önemli değildir onlar için... Zaman zaman birçok öğretmen, ders süresini kısaltma eğilimine girerken, bu öğretmenler ders süresini olabildiğince uzatmaya çalışırlar. Öğrencilerin karşısında olmak, onlarla konuşup tartışmak, kürsüyü kullanmak, toza tebeşire bulanmak bu öğretmenleri mutlu eder. İşlerini severek yaptıklarından, çoğu durumlarda diğer tip öğretmenlerden daha başarılı olabilirler. Ayrıca, bu tip öğretmenler okul idaresine pek sorun çıkarmazlar. Bunlar okul idarecilerinin en çok çalışmak istedikleri öğretmenler grubundan birini oluştururlar.

Mesai Yaklaşımlı Öğretmen

Bu tip öğretmen, öğretmenliği geçimini sağlamak için gerekli parayı kazanacağı bir iş olarak görür. Mesainin bitmesiyle birlikte öğretmenlikte biter. Bu öğretmen için; çocuk sevgisi, hizmet aşkı, akademik ve bilimsel kaygılar, ülkenin eğitim sorunları vs. şeyler pek bir anlam ifade etmez. Bu öğretmeni okulda tutan ve derslerine devam etmesini sağlayan temel saik, görev bilinci ve sorumluluk duygusundan ziyade yönetimin denetlemesi ve sürekli gözetimidir.

Mesai yaklaşımlı öğretmenin okula gidişi, bir işçinin fabrikaya, bir memurun ofise, bir çiftçinin tarlaya gidişi gibidir. Çoğu durumlarda, kendini geliştirmek ya da öğrencilerine daha çok şey kazandırmak gibi bir kaygıdan uzaktır. Üniversite yıllarında okumak zorunda olduğu branşıyla ilgili kitaplar, kuvvetle muhtemel hayatında okuduğu son kitaplardır. Okuldaki boş zamanlarında en çok yaptığı şey, bol argolu spor ve politika tartışmalarıdır. Çoğu zaman bu tavrını sınıfa taşımaktan da geri durmaz. Farklı görüş ileri süren öğrencileri ise çoğu zaman not tehdidiyle susturmaya çalışır. Zira genel kültürü ve birikimi çok katılımlı bir tartışmayı sürdürmeye yetmez. Fikri derinlikten uzaktır. Okul dışında temel uğrak yeri ise, kahvehane ya da oyun kulüpleridir. Bu yüzden, bu öğretmenlerin çoğu bu tür yerlerde oynanan kâğıt ve taş oyunlarında uzmandırlar. Oyun salonlarına gitmenin yanı sıra işini de hakkıyla yapan öğretmenleri elbette ki bu eleştirinin dışında tutmak gerekir, ancak, yine de bu yaklaşımın çok sağlıklı bir öğretmenlik yaklaşımı olmadığı açıktır.

Olumlu ve olumsuz örnekleriyle tartışmaya çalıştığımız öğretmenlik yaklaşımlarında daha iyi bir konuma gelebilmek için, belirli puanı alan herkesin öğretmen olduğu seçme sisteminden vazgeçilerek, adayların eğilim ve istidatlarının çok yönlü olarak değerlendirildiği bir öğretmen seçme sistemine geçmek önemli bir adım olabilir. Ayrıca, öğretmenlerin sosyal ve ekonomik şartlarını iyileştirmek, sınıf yönetiminde ve öğrenciyle ilgili kararlarda daha yetkili hale getirmek ve kendilerini sürekli yenileyebilecekleri ortam ve şartlar hazırlamak alınabilecek diğer tedbirlerdir. İlköğretim okulları için idealist, orta öğretim için hem idealist hem akademik, yüksek öğretim için ise özellikle akademik öğretmen ve eğitimciler yetiştirmek, öğretmen yetiştirme sisteminin temel yaklaşımlarından biri olmalıdır.
***
Doç. İbrahim Gezer




color=blue][/color]İyi öğretmen tanımları genelde çok kişi tarafından kabul edilmiş yaygın inançlara dayanır. Örnekler:
1. İyi öğretmen sakindir, telaşlanmaz, sinirlenmez, soğuk kanlıdır.
2. İyi öğretmen önyargılı ve yanlı değildir, öğrencilere eşit davranır.
3. İyi öğretmen her şeyden önce tutarlıdır. Değişmez, unutulmaz, hata yapmaz.
4. İyi öğretmen her sorunun cevabını bilir.
İşte bir öğretmen kendisini bu yaygın inanç modellerine göre değerlendirir ve kendisini başarısız kabul eder. EÖE'nde tuzaklardan kurtulup, durum ne olursa olsun gerçek bir kişi olarak davranmayı ve gerçek kendiniz olmayı göreceksiniz.
Öğretmen ve öğrenci arasındaki ilişki,
1. Açıklık
2. Önemsenmek
3. Birbirine ihtiyaç duymak
4. Birbirinden ayrı olmak
5. İhtiyaçlarını karşılıklı olarak giderebilmek
Özelliklerini içerirse, iyi bir öğretmen-öğrenci ilişkisi kurulmuş demektir.

KABUL EDİLEBİLİRLİK
Öğretmen-öğrenci ilişkilerinde, öğretmenlerin öğrencilerin davranışlarını kabul edip etmemeleri çok önemlidir. Kabul çizgisi değişkendir ve üç nedeni vardır.
1. Öğretmendeki değişiklikler,
2. Öğrencideki değişiklikler
3. Durum ve çevredeki değişiklikler,
Öğrenci davranışların kabul edilebilir ve edilemez davranışlar arasındaki ayrım, ilişkilerde ortaya çıkacak sorunların, öğretmenler tarafından çözümlenmesine yardımcı olacaktır.
Ama burada öğretmen-öğrenci ilişkisine ortaya çıkan sorunun kime ait olduğunun çözülmesi gerekir. Öğretmenler kendilerini doğrudan ilgilendirmeyen, öğrencinin özel sorunları ile; doğrudan ilgilendiren sorunları ayırt etmelidir. Çünkü öğretmen sorun kendisine şu soruları sorabilir;
- Bu davranış benim üzerimde gerçek somut bir etki yapmıyor mu?
- Olumsuz etkilendiğim için mi bu davranışı kabul edemiyorum?
- Yoksa yalnızca öğrencinin değişik davranmasını benim düşündüğüm şekilde hissetmesini istediğim için mi kabul edemiyorum?
Son soruya cevap evet ise sorun öğrencinindir; eğer bir önce ki cevap evet ise sorun öğretmenindir.
Öğrencilerin okuldan kaynaklanan ya da kaynaklanmayan birçok sorunları da vardır ve bu sorunlarla başetmeye çalışırlar. Çünkü, öğretme-öğrenme yalnız ilişkinin sorun-yok bölgesinde etkili olabilir.
Öğrencinin sorunu
Öğretme-öğrenme alanı (sorun yok)
Öğretmenin sorunu
3. ÖĞRENCİLERİN SORUNLARI OLDUĞUNDA ÖĞRETMENLER NE YAPABİLİR?
Birçok öğretmenin iki ortak yakınması vardır; yardımcı olmakta yetersiz kalışları ve yardım için el uzattıklarında geri çevrilmeleri.
Öğretmenler, sorun ortaya çıkınca, sorunları nasıl etkili bir biçimde tepki göstereceklerini bilemediklerinden yardımcı olamazlar. Öğretmen, öğrencinin davranışının kabul edilemez olduğu mesajını verir, onun değişmesini, sanki sorunu yokmuş gibi davranmasın ve sorunu ne olursa olsun onu bir kenara bırakmasını ister. Öğretmen bu yaklaşım diline EÖE'de "Kabul etmeme dili" denir.
Kabul Etmeme Dili = İletişimin On İki Engeli
Bunlar öğrencinin öğrenmesini engelleyen sorunları çözmesinde gerekli olan iki yönlü iletişimi yavaşlatır, engeller ya da bütünüyle yok eder.
1. Emir vermek yönlendirmek,
2. Uyarmak gözdağı vermek,
3. Ahlak dersi vermek,
4. Öğüt vermek, çözüm ve öneri getirmek,
5. Öğretme, nutuk çekmek, mantıklı düşünceler önermek,
6. Yargılamak, eleştirmek, suçlamak, aynı düşüncede olmamak,
7. Ad takmak, alay etmek,
8. Yorumlamak, analiz etmek, tanı koymak,
9. Övmek, aynı düşüncede olmak, olumlu değerlendirme yapmak,
10. Güven vermek, desteklemek, avutmak, duygularını paylaşmak,
11. Soru sormak, sınamak, sorguya çekmek, çapraz sorgulamak,
12. Sözünden dönmek, oyalamak, alay etmek, şakacı davranmak, konuyu saptırmak.
Üç Yaygın Yanlış Anlama
EÖE kurslarında tartışmalar üç temel sorunda yoğunlaşıyor:
1.Gerçekleri söylemenin, öğüt vermenin ve açıklamanın nesi yanlış?
(Öğretmenin asıl görevi bu değil mi?)
2. Övmek ve değerlendirmek neden engel olsun? (Övme iyi davranışları pekiştirir)
3. Soru sormak neden etkisiz kabul ediliyor? (Çünkü bu öğretmede en değerli yollardan)
Kabul Dili Neden Güçlüdür?
"12 Engel" kabul etmeme dilidir, çünkü sorunu olan kişiye, değişmesi gerektiği, sorunlu olmanın kabul edilemeyeceğini ve sorunlu kişide bir sorun bulunduğunu iletir.
Bir kişi, başka birini içtenlikle kabul eder ve iletebilirse, o kişide yardım etme yeteneği var demektir. Başkalarını oldukları gibi kabul etmek, ilişkileri güçlendirmede önemli bir etkendir.
Kabul, küçücük tohumları bile en güzel çiçeğe dönüştürebilecek verimli bir toprak gibidir.
Burada asıl iş tohumdadır. Genç insan da kendi organizmasında bir gelişme yeteneği taşır. Kabul, gencin gizli gücünün ortaya çıkmasına imkan sağlar. Kabul, çocukları açar, onları, duygularını ve sorunlarını paylaşmak için yüreklendirir.
EÖE kurslarında kabul etmeme iletilerini önlemek ölçüde azaltabilecekleri gösterilmiştir. Kabul için özel beceriler gerekir. Kişiyi iyi bir danışman yapan psikoloji bilgisi ya da zihinsel gizli gücü değildir. Psikologlar buna iyileştirici iletişim derler.



PfftSadÇOCUK NEYİ ÖĞRENİR?Pfft

Eğer bir çocuk kınanarak yaşarsa
Suçlamayı öğrenir.

Eğer bir çocuk düşmanca davranışlar
içinde yaşarsa kavga etmeyi öğrenir.

Eğer bir çocuk alay edilerek yaşarsa
Sıkılganlığı öğrenir.

Eğer bir çocuk utanç içinde yaşarsa
Suçluluk duymayı öğrenir.

Eğer bir çocuk hoşgörüyle yaşarsa
Sabırlı olmayı öğrenir.

Eğer bir çocuk teşvik edilerek yaşarsa
Güvenmeyi öğrenir.

Eğer bir çocuk değer verilerek yaşarsa
Saygı duymayı öğrenir.

Eğer bir çocuk eşitlik ortamında
yaşarsa adaleti öğrenir.

Eğer bir çocuk güven duygusu içinde
yaşarsa inanmayı öğrenir.

Eğer bir çocuk beğenilerek yaşarsa
kendisinden hoşlanmayı öğrenir.

Eğer bir çocuk kabul ve dostluk içinde yaşarsa
dünyada sevgi aramayı öğrenir.

Eğer bir çocuk düşmanlıklar içinde büyürse
saldırganlığı öğrenir.

Eğer bir çocuk sevgi içinde büyürse
güvenmeyi öğrenir.

Çocuk ailenin, aile de toplumun ürünüdür;
çocuk yaşadığını öğrenir.




ÇOCUK NEYİ ÖĞRENİR


Geleceğin Suçlularını Yetiştirmenin Kolay Yolu

*
Daha küçükken çocuğa istediği her şeyi vermeye başla! Bu şekilde o herkesin onun geçimini sağlamak zorunda olduğunu inanacaktır.
*
Kötü sözler söylediği zaman gül. Böylece o kendisinin akıllı olduğuna inanacaktır.
*
Ona düşünmeyi ve beynini kullanmayı hiç öğretme. 21 yaşına geldiğinde kendisi karar versin diye bekle.
*
Yerde bıraktığı her şeyi kaldır; kitaplarını, ayakkabılarını, elbiselerini, onun için her şeyi sen yap ki, o bütün sorumlulukları başkalarına yüklemeye alışsın.
*
Onun önünde sık sık kavga et ki; bu sayede aile bir gün parçalanırsa o da o kadar şaşırmasın.
*
Ona istediği kadar harçlık ver ki; hiçbir zaman kendi parasını kazanmanın ne demek olduğunu bilmesin.
*
Yiyecek, içecek ve konforla ilgili bütün arzularını yerine getir ki; istediklerini her zaman elde etmeye alışsın.
*
Komşulara, öğretmenlere, polislere karşı, daima onun tarafını tut ki; onların hepsine karşı peşin hükümleri oluşsun.



Bütün bunları ve buna benzerleri yaparak yetiştirdiğin O' nun, günün birinde başına gerçekten bir bela gelirse, kendinden özür dile ama onu felaket dolu bir hayata hazırladığın için kendine teşekkür etmeyi de ihmal etme.



Okşan Yılmaz
Düzenleyen Admin Düzenleme Tarihi: 28/10/2008 17:47
 
ahmetari
#5 Mesajı Yazdır
Mesaj Tarihi 11/11/2009 10:43


Mesaj Sayısı: 32
Katılım Tarihi: 22.05.07

Öğretmen Olmak,
Bir sevdadır öğretmen olmak...Hani yemeden içmeden kesen; hani sevdiğine pervane olan; yani gözü başka bir şey görmeyen bir sevda...Bir kara sevda desek daha doğru olur. Hiç düşündünüz mü neyin sevdasıdır bu?Ne ile açıklanabilir almadan vermek, verdikçe çoğalmak, çoğaldıkça yaşamı kucaklamak?Bir damla suya hasret bir çöl susuzu gibi bilgi bekleyen, aydınlığa susamış, annelerini bekleyen kuş yavruları gibi ağzınıza akan binlerce, on binlerce çocuğa beyninizi, bedeninizi açmak neyin karşılığıdır?Hayır zor değil, bir tek sözcükle anlatabilirsiniz bütün bunları, bir tek sözcük sizi geleceğe çevirir:“Öğretmen”

Damardan verilmiş bir güçtür öğretmen olmak...Aç kalmayı, açıkta kalmayı, iklimlerin değişkenliğini, mevsimlerin zorluğunu unutmaktır size imrenerek bakan çocuk gözlerde...Hani gerçek sanatçılar vardır bilirsiniz. İçleri yanıp, gözleri buğulanmış ve yürekleri kan revanken bile izleyicilerini hiç unutmazlar, unutmak ellerinde değildir çünkü...İşte böyle bir duygudur öğretmen olmak. Sınıfa girdiğiniz anda sorunlar, dertler, acılar, hüzünler yok olur. Çünkü sizi bekleyen, ağzınızdan çıkacak sözcüklere bakan çocuklarınız vardır. Nasıl unutabilirsiniz!Nasıl yok sayabilirsiniz!Nasıl bana ne diyebilirsiniz!Öğretmen olmak bir yürek işidir çünkü, beyninizle yüreğinizi birleştiren bir köprüdür.

GÖKYÜZÜNÜN ÖĞRENCİ OLMAYAN,YERYÜZÜNÜN ÖĞRETMENİ OLAMAZ.
http://ariahmet.spaces.live.com
 
http://ariahmet.spaces.live.com
Atlanilacak Forum:
Üye Girişi
Kullanıcı Adı

Parola



Henüz Üye Değil Misiniz?
Buraya Tıklayarak Üye Olabilirsiniz.

Parolanızı Mı Unuttunuz?
Buraya Tıklayın
Forum Başlıkları
En Yeni Forum Başlıkları
· İlçemiz Taşkentin Ge...
· İDEALİST ÖĞRETMEN
· Tanışma ve Dayanışma
· görsellik açısından
· Herkeze Merhaba
En Fazla İlgilenilen Başlıklar
· Herkeze Merhaba [14]
· İDEALİST ÖĞRETMEN [4]
· görsellik açısından [2]
· Tanışma ve Dayanışma [1]
· YEMENDE ŞEHİT OLA... [1]
En Son İncelemeler
· cay mı, kahve mi?
· Hayattan 45 Ders
· Yöneticiliğin özell...
· Peygamber Efendimiz ...
· Hadim İlçesinin Kuru...
Kısa Mesajlar
Mesaj göndermeniz için üye olmanız gerekmektedir.

02/09/2010 17:58
Sabiha Abla aramızdan ayrıldın ama gönül ve kalplerımızden asla ayrılmayacaksın. Mekannın cennet, Yoldaşın ve rehberin Hz MUHAMMED Efendimiz olur inşallah.

29/08/2010 11:46
Kecimen Köyünden Sabiha Kozan 29-08-2010 tarihinde Vefaat etmiştir. Allahtan rahmet dilerken tüm sevenlerine baş sağlığı dilerim.

14/08/2010 17:39
Bütün Hemşerilerimize Hayırlı ramazanlar dilerim. Lutfi Arı

08/08/2010 20:54
Muhammet Ali Sarı ve Rabia Sarı Çiftine Ömür boyu mutluklar dilerim. Lutfi Arı

31/07/2010 06:26
dügün törenimizde sizleride aramızda görmekten mutllulukduyarız muhammetali sarı ve rabia sarı 08 agustos 2010 saat 16,00 -19,00arası SULTANÇİFTLİĞİ ÖĞRENCİ YURDU LALEZAR KONFERANS SALONU 50.yıl mh. a

Egitim Sitelerimiz
Açev
Eğitimhane
Egitimi Siteleri
Eğitim Sendikaları
Egitimsetleri
Eğitim Teknolojisi 1
Eğitici Oyunlar
PDR Rehberlik biz
RAM Merkezleri
Okullarımız
Psikolojik Danışmanlık
Kecimenli Aileler
Mazarlarımız
Hamdi Arı
Temiz Ailesi
İnsanlarımız
Nayazi Arı 1
Sarı Ailesi
Bayram Ailesi
Hacı Kızmaz
Gazi Acar
Ayrancılar
Lutfi Arı
Mehmetali Acar
Kecimenli Aileler
İmamlar
Arkadaşlar Öğrenciler
Kecimenli Üyeler 1
Kecimenli Üyeler 2
Çevrimiçi Kullanıcılar
· Çevrimiçi Ziyaretçiler: 2

· Çevrimiçi Üyeler: 0

· Toplam Üye Sayısı: 154
· En Yeni Üye: yakuz
Devlet Linkleri
  • Araç Sorgulama
  • Bağkur Sorgulaması
  • İnternet Vergi Dairesi
  • e okul veli bilgilendirme
  • G. Zammı Hesabı SSK
  • İşkur Adresleri
  • Kasko Değerleri
  • Vergi Hesaplama
  • Ne Zaman Emekli ?
  • Posta Kodu Sorgulama
  • istanbul Rehberi
  • SSK Form ve Dilekce
  • Vatandaşlık Numarası
  • Vergi Kimlik Numarası
  • İnternet medyası
  • Ek-Gelir


    Kartınızı Oluşturun
  • Sayfa oluşturulma süresi: 0.28 saniye 105,143 Tekil Ziyaretçi